Dünyaca ünlü tasarımcı Hussein Chalayan anlattı… O tasarımın perde arkası…

İstanbul Bilgi Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Endüstriyel Tasarım Bölümü, Time Dergisi tarafından tüm zamanların 100 moda ikonundan biri ilan edilen Hussein Chalayan’ı (Hüseyin Çağlayan) “shopi go”ve “shopi go ART”ın katkısı ile santralistanbul Kampüsü’nde ağırladı. Çok sayıda modasever ve BİLGİ öğrencisinin katıldığı etkinlikte Chalayan, tasarıma, ilham kaynaklarına, çocukluk dönemine ve Kıbrıs günlerine değindi.


Yenilikçi ve vizyoner tasarımcı Hussein Chalayan, çocukluk ve gençlik yıllarından bahsederek “Aslen Kıbrıslı bir ailenin çocuğu olduğum için daha izole bir ortamda büyüdüm ve her zaman yaşadığım gerçeklik dışındaki dünyaları merak ettim. Onun için bende merak duygusu çok erken yaşta başladı. İlk başta pilot olmak istiyordum, sonra mimar olmak istedim, sonra modacı. Her zaman disiplinler arası bir şeyler yapmak bana iyi geldi. İki farklı kültür arasında büyüdüğüm için bu beni küçük yaşta bir dünya yaratma yoluna götürdü. İlkokulu Kıbrıs’ta okudum, sonra 12 yaşında İngiltere’ye gittim. İngiltere’ye gidişim şartlarla alakalıydı fakat orada aldığım eğitimi iyi kullandığımı düşünüyorum. Çok meraklı bir çocuktum, daha çok beni o besledi” dedi.

Chalayan, Kıbrıs’tan esinlendiği Londra’daki hayatına bir atıf niteliğindeki kağıt işlerine dair şöyle konuştu: “Ben ilkokulu Kıbrıs’ta okudum ama sekiz yaşındayken bir yıl İngiltere’ye gittim. Yatılı okulun benim için iyi geleceğini düşündü ailem benim için ve orada açılan raflar vardı mektup yazmak için. O dönemde o yaşlarda benim için çok zor demişlerdi orada olmak. Annemi hatırlıyorum, mektup yazardı, koku sıkardı mektuba. Ben de ona bir şeyler koyar, yollardım. Oradaki o bedensizleşme ve orada olduğu hissini veren bir sembol olduğu için erogram mektuplar onu bir elbiseye çevirmeye karar verdim. Bunu giyebilirsin veya gönderebilirsin. O kişi üzerine bir şey yazıp geri gönderebilir veya giyebilir. Bu aslında başka bir yerde olma isteği ya da hissi ile alakalı. O anlamda bana çok özel geliyor ve bunu bir seriye çevirdim ben.” diye konuştu ve sözlerine devam etti. “Tamamen yırtılmayan bir kağıttan ve evet postalayabiliyorsun. Bana çok şiirsel gelmiştir hep ve bu benim için zamansız bir iş.” diyerek özetledi.

İlham kaynaklarına değinen sıra dışı moda tasarımcısı Chalayan, “Küçük yaşlarda, Jean-Paul Goude’un işlerinden etkilenmiştim ama aslında beni en çok müzik etkiledi. Müzik dinleyerek hayal kurmaya ve onu bir şekilde görselleştirmeye başladım. İşlerim, her zaman hayatı anlamakla ve bakış açısı yaratmakla alakalı oldu. Beden dilini iyi gözlemleyen biriyim. Çok farklı kültürlerden de ilham alıyorum. Tarih, felsefe, bilim felsefesi, antropolojiden besleniyorum. Hepsinin arasındaki ortak nokta herhalde modern antropoloji oluyor. Yaptığım her işte antropolojik bir durum var; insan hayatını incelemek ve onun üzerine yorum yapmak” dedi.

Chalayan, “Ateşle bir odayı yakarsın ya da aydınlatırsın. Ben böyle görüyorum yapay zekayı, nasıl kullanıldığına bağlı. Kendimizi daha iyi ifade edebilmek, işlerimizi daha çabuk yapabilmek ve işlerimizin başkalarına daha iyi ulaştırabilmek için yapay zekâ kullanabiliriz. Yeni fikirlerin yapay zekâ ile yoğurulmasını beğeniyorum. Risk almak çok önemli. Risk almadan yeni iş çıkmıyor. Risk alarak, hata yaparak, düşüp kalkarak yeni bir şeyler çıkar ortaya” dedi.

Pınar Saraçoğlu

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

xxx